17 Temmuz 2014 Perşembe

Son zamanların en iyi 10 yabancı filmi



10.Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti

Filmin Özeti: Hafif üçkağıtçı fakat bir o kadar da sevimli Kaptan Jack Sparrow’un (Johnny Depp) korsanlık yaşamı, düşmanı kurnaz Kaptan Barbossa’nın (Geoffrey Rush), gemisi Siyah İnci’yi çalmasıyla altüst olur. Bu da yetmezmiş gibi Kaptan Barbossa, Port Royal kasabasına saldırır ve belediye başkanının güzeller güzeli kızı Elizabeth’i (Keira Knightley) kaçırır. Kızı kurtarmak ve Siyah İnci’yi yeniden ele geçirmek amacıyla Elizabeth’in çocukluk arkadaşı Will (Orlando Bloom) ve Jack güçlerini birleştirirler. Will’in bilmediği ise lanetli bir hazinenin Barbossa’nın kaderini nasıl değiştirdiği ve onu ve mürettebatını nasıl sonsuza kadar ölümsüz olarak yaşamaya mahkum ettiğidir.

Mini Yorum: İlk filmi bütün seri gibi çok iyiydi.Eğer söylenildiği gibi 5. ve 6. filmler de çıkacaksa,Keira Knightley ve Orlando Bloom'un kadroya yeniden katılmasını isterim.Filmdeki karakterler,sahneler,senaryo,replikler hepsi unutulmazdı.İnsanda tekrar,tekrar izleme isteği bırakıyor.Johnny Depp her rolün üstesinden geliyor,her kılığa bürünebiliyor ve sonunda yine harika bir oyunculuk sergiliyor.O kesinlikle benim oyunculuk anlamında örnek aldığım biri.Will ve Elizabeth çiftini sevmiştim.Bu seri gerçekten mükemmel!

Kişisel Puanım: 10/9.1 


9.Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği (The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring) 

Filmin Özeti: Çok eski çağlarda Elf demircileri, güç yüzüklerini sihirli ustalıklarıyla yapmış ve Karanlıkların Efendisi Sauron, bu yüzükleri işleyip kendi gücüyle doldurmuştur. Daha sonra kendisinden çalınan, diğer tüm yüzüklere hükmeden, Tek Yüzüğü bütün gücüyle tüm Orta Dünya'da aramasına rağmen bulamamıştır.

Mini Yorum: Diğerleri filmse bu başka bir şey! Üçlemenin tamamı için söylüyorum dünyanın tartışmasız en kaliteli filmi . İçinde ne yokki o fantastik ortam insanı hayattan koparıyor . Biliyorum dünyada inanılmaz derecede fanları var ama bende inanıyorumki çok büyük bir hayranıyım . Her filmini abartısız 10'dan fazla kez izlemişimdir . Zaten the Hobbit 'te geliyo paramın son kuruşuna kadar filmi sinemada tekrar tekrar izleyeceğim :) En iyi 50 yabancı film arasında ilk 10 sıraya girmeyi sonuna kadar hakeden bir film..

Kişisel Puanım: 10/9.2 


8.Yüzüklerin Efendisi: İki Kule (The Lord of the Rings: The Two Towers) 

Filmin Özeti: İki kule, Emyn Muil tepelerinde başlar. Yollarını kaybetmiş Hobbitler, Frodo ve Sam, esrarengiz Gollum'un kendilerini takip ettiğini farkederler ve onu kıskıvrak yakalarlar. Bir zamanlar bir Hobit olan ve beş yüz yıl sahip olduğu Yüzük tarafından bozulup bir yaratığa, dönüştürülen Gollum, kendisini serbest bırakmaları karşılığında, Hobbitleri Mordor'un Kara Kapıları’na götürmeye söz verir. Sam, bu yeni yol arkadaşına güvenmemektedir. Frodo ise bir zamanlar kendisi gibi bu yüzüğü taşıyan Gollum'a acımaktadır.

Mini Yorum: Bu nasıl bir filmdir ya insanın aklı almıyor arkadaş! Onlar nasıl sahnelerdir o nasıl bir yönetmenliktir ya. Hala şu filmin savaş sahnelerine erişebelicek hatta yanında geçebilecek bir film çıkmadı ya şaka gibi. 10 sene oldu bu film çıkalı hala kalitesine yaklaşan bir film çıkmadı . Bana göre serinin en iyisidir neden diye sorarsanız ben en sevdiğim savaş miğfer dibi savaşıdır. Elflerin yardım için geliş sahnesi arkada çalan efsanevi müzik uruk-hai larin merdivenleri dayayıp saldırışı Gimlinin Aragornun delice mücadelesi abi anlat anlat bitmez bu kısacası bir film kendini abartmıyorum ama 100 den fazla defalarca seyrettiriyorsa her anını ve diyaloglarını ezberletiriyorsa o film o insan için dünyanın en iyi filmidir. (Gerçi 3 filminde diyaloglarını an ve an biliyorum ama bu içlerinde en iyisi, şimdiye kadar izlediğim en iyi savaş sahnesi bu filme ait dedim sonra Kral'ın Dönüşü'nü izledim ve vazgeçtim :) EN İYİ SAVAŞ SAHNESİ KRALIN DÖNÜŞÜ FİLMİNDEDİR).

Kişisel Puanım: 10/9.2 

7.Forrest Gump

Filmin Özeti: Forrest Gump, zeka seviyesi 75 olan bir erkeğin hayatını ele alıyor. Zeka seviyesi nedeni ile devlet okullarına girmekte bile zorlanan Forrest Gump zamanla akla mantığa uymayan başarılara imza atıyor. Her ne kadar zeka seviyesi düşük olsa da fiziksel olarak son derece sağlam olan Forrest Gump, zamanla gelişen olaylar zincirinde bizi hayal edemeyeceğimiz bir dünyaya götürüyor.

Mini Yorum: Ah 75'lik Forrest.. İnsanları Kendisine Yetmeyen Bir Zekası Olmadığı Konusunda Nasıl da Yanıltıyor! :) Bir yerlerden Tanıdık Gelmiyor mu Size de? Kalbiniz Acımıyor mu? Her 75'lik İnsan Forrest Kadar Şanslı Değildir.İnsanları Küçümsemek Yerine Onları Sevmek Gerçekten önemlidir...Forrest'i Sevdiniz Değil mi? Onun Gücünü, Onun Saflığını.... İnsanlar Sadece Zekaya, Mantığa Veya Düzgün Konuşabilmeye İhtiyaçları Yoktur... Sevgi En Önemlilerindendir. Eğer Bu Başyapıtı Henüz İzlemediyseniz ve İzlemek İçin Yorumlara Göz Gezdiriyorsanız, Daha Fazla Zaman Kaybetmeyin! Hemen geçin ekran başına. Kesinlikle bu sırayı sonuna kadar hakkediyor!

Kişisel Puanım: 10/9.3 


6.Prestij (The Prestige)

Filmin Özeti: Beğenilen yönetmen Christopher Nolan’dan (“Memento,” “Batman Başlıyor”) illüzyon kumaşından örülmüş bir macera geliyor. Bu beklenmedik dönüşlerle dolu gizemli öyküde, Viktorya Devri’nde iki sahne sihirbazı, giderek şiddetlenen bir savaşa ve birbirlerinin mesleki sırlarını ortaya çıkartmak için doymaz bir susuzluğa dönüşen güçlü bir rekabete girişiyorlar. Bu iki görkemli adamın cüreti tutkuya, şovmenliği bilime ve hırsı dostluğa kırdırmalarının sonuçları tehlikeli, ölümcül ve hileli oluyor. Her şey yüzyılın başında, hızla değişen Londra’da başlıyor. Sihirbazların ünlü ve en üst mertebede idol olarak kabul edildikleri bir zamanda, iki genç sihirbaz şöhrete giden yolu çizmeye başlarlar. Gösterişli, sofistike Robert Angier (HUGH JACKMAN) tam bir şovmenken, yontulmamış ve gelenekçi Alfred Borden (CHRISTIAN BALE) sihirli fikirlerini gösterme yeteneğinden yoksun, yaratıcı bir dahidir. Birbirlerini takdir eden arkadaşlar ve ortaklar olarak yola çıkarlar. Ama en büyük numaraları ters gidince, aralarında ömür boyu sürecek bir düşmanlık başlar; ikisi de bir diğerini geçme ve altüst etme niyetindedir. Sürdürdükleri aşırı rekabet, her numarayla, her gösteriyle daha da büyür; ta ki sınır tanımayana, hatta elektriğin yeni ve inanılmaz güçlerini ve Nikola Tesla’nın bilimsel dehasını işin içine dahil edene dek...

Mini Yorum: Christopher Nolan gerçekten bir deha. İnanılmaz bir kurgusu var ve oldukça karmaşık. Bu yüzden kafanız sakinken dikkatle izlemenizi öneririm. Sürprizler dur durak bilmiyor. Tamam anladım diyorsunuz çat başka bir şey çıkıyor. Klişelerden sıkılmışsanız , tahminlerinizin sınırlarını zorlayıp beyin jimnastiği yapmak istiyorsanız oturun izleyin. 'Hilenin sırrını arıyorsunuz ama bulamazsınız.Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı bilmek değil , kandırılmak istiyorsunuz.. '

Kişisel Puanım: 10/9.3 


5.Sevginin Gücü (Leon)

Filmin Özeti: Mathilda, New York'ta yaşayan ailesi dağılmış 12 yaşında küçük bir kızdır. Ailesini sevmeyen Mathilda için en değerli varlığı küçük kardeşidir. Babası uyuşturucu işlerine bulaşınca mafya ailenin tüm bireylerini öldürür. O sırada alışverişte olan Mathilda ise olaydan kılpayı kurtulur ve Leon'un kaldığı daireye saklanır. Leon ise çok soğukkanlı bir katildir. Ancak Mathilda'ya karşı içten bir sevgi besler ve ona kol kanat gerer. Aslında babalık, arkadaşlık gibi kavramlar ona çok yabancıdır.

Mini Yorum: ■ ■ ■ BU BİR LUC BESSON BAŞYAPITIDIR ■ ■ ■ Fransız sinemasının kapılarını dünyaya açan Luc Besson kendi felsefi yanını bu filme yansıtmış- - - Her ne kadar son zamanlarda bu yanını pek kullanmasa da halen en sevdiğim yönetmen senarist, senaristlerden- - - Luc Besson bu felsefi tavrını aslında hemen hemen her sahnede ortaya koymuştur. Mesela leon un yalnız ama güçlü bir adam vurgusunu Metroda bir vagonda tek başına(Koltuklar boş olmasına ragmen) Ayakta oldugu sahne gibi... Veya Mathildanın yaşamaktan zevk almayan umutsuz bir vaka oldugunu da ilginç karelerde bize gösterir Besson - - - “Hayat her zaman zor mudur? Yoksa sadece çocuklar için mi öyledir?” ... Peki ya Gary Oldman. Onu tanımaya başladıgımız hap içme sahnesi vardı ki Akıllara Destan !!! Bethowen dinliyordur. Vurulduğu zaman çektiği acıyı değil takım elbisesinde açılan delikten dolayı sinirlenen Oldmanın nasıl bir pskopat olduguna şahit oluyoruz. Luc Besson her sahneyi bize şiirsel bir anlatımla sunuyor. Sunarken Leon ile mathilada ilişkisinin aşk olmadığını da şiddetle vurguluyor. Mathildanın ailesinden dahi sevgi görmemiş olması Jean reno ile tanıştıktan sonra ilk defa sevgiyle karşılaşan Mathildanın bunu aşk olarak nitelendirmesi aslında hayatında ilk defa tutunacak bir dalı olan Jean renoya olan beslediği sevgidendir.Okul müdürü aradıgında Mathildanın annesi gibi rol yapıp ''kızımız öldü'' dediği sahnedeki umutsuzluk için Jean reno mathiladaya kapıyı açtıgında bir umut ışığı olmuştur.Artık yaşam o andan itibaren daha güzel bir hal almıştır. Aynı durum Leon için de geçerlidir. Tek dostu Bir çiçektir Mathildayla tanışana dek. İlk defa bir insanın sorumlulugunu üzerinde hissetmiştir. Halen müziklerini dahi dinlerken sahnelerin bir hayat şeridi gibi gözümün önünden geçerek ağlamaklı olduğum bir filmdir Leon. Bir BAŞYAPIT ...■ Ölmeden önce izleyin veya izlemediyseniz Ölmeyin ■
__________________________________________________
Mathilda : Leon sanırım bir şekilde sana aşık oluyorum. Bu başıma ilk gez geliyor biliyor musun ?
Leon : Daha önce hiç aşık olmadıysan bunun aşk olduğunu nerden biliyorsun ?
Mathilda : Çünkü hissediyorum.
 Leon : Nerede ?
Mathilda : Karnımda. Sıcacık. Hep orada bir yumru olurdu. Ama şimdi geçti._________________________________________________________________

Kişisel Puanım: 10/9.4 


4.Dövüş Kulübü (Fight Club)

Filmin Özeti: Oregon Üniversitesinde yüksek lisansını yapan Chuck Palanhiuk'un uzak olmayan bir gelecekte geçen ve kafası karışık genç bir erkeği konu alan romanından yola çıkılarak çekilen Fight Club'da filmi anlatan, ünlü bir otomobil firmasında iyi bir işe sahiptir. Tek düze yaşamı kronik uykusuzluk sorunuyla çekilmez bir hale gelmiştir. Ailesi ve yakın bir arkadaşı olmayan Jack doktorunun tavsiyesi üzerine kanserli hastaların terapi grubuna katılır. Bu toplantılar esnasında Marla'yla tanışır o da genç adam gibi hasta olmadığı halde grubun toplantılarına katılmaktadır. Jack'in ve Marla'nın çabaları tüketici kültürünün anlamsızlığına karşı bir duruştur adeta kariyer sahibi ama yanlız insanların bir tepkisi. Jack'ın jenerasyonu ölü bir jenerasyondur. Bir yolculuk sonrası evinin yanmış olduğunu gördüğünde arayabileceği tek kişinin yolculuk sırasında tanıştığı sabun satıcısı Tyler Durden olmasıda adeta bunun bir kanıtıdır. İçilen birkaç biranın ardından park yerinde Tyler, kahramanımızı kendine vurması için kışırtacaktır. Aralarında başlayan bu kavga Jack'in hayatını değiştirecektir. Bir süre sonra Jack Tyler'ın yanına taşınır. Tyler'ın liderliğinde bir dövüş kulübünün kuruluşuyla bu kulübde sayıları elliyi aşmamak kaydıyla genç erkekler birbirleriyle dövüşmeye başlayacaklardır. Kısa sürede popüler hale gelen kulüp ve Tyler Durden hızlı bir şekilde bu ölü jenerasyonun mesihi haline gelir.

Mini Yorum: Film dendiği zaman aklıma direk Fight Club gelir.Hangi açıdan bakarsam bakayım kusur bulamıyorum açıkçası.Brad Pitt ve Edward Norton oyunculukta çağ atlamış resmen,Helena Bonham da öyle.Her yerde dolaşan muhteşem replikleriyle,diğer filmlerden çok daha farklı konusuyla sinema tarihinin kült filmlerinden biri.Gerçekten anlaşıldığı sürece bu filmi beğenmeyecek çok insan olduğunu düşünmüyorum.Zaten film izlemeyi seven bir insan bu filmi mutlaka izlemiştir ama hala izlemeyen varsa düşünmeye gerek bile yok..

Kişisel Puanım: 10/9.4 


3.Yeşil Yol (The Green Mile)

Filmin Özeti: Edgecomb, hikayesini anlatırken bir huzur evinde yaşamaktadır ve hapishanedeki görevinin üzerinden yıllar geçmiştir. Edgecomb' un hapishanedeki görevi, hücrelerinden alınan idam mahkümlarını, elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına kadar olan bir millik yeşil yoldan götürmektir. Edgecomb yıllar boyunca bu yoldan sayısız idam mahkümu nakleder. Ama hiçbirisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı biri olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahküm olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça duygulu ve karmaşık bir iç dünyası olan Coffey, bazı doğa üstü güçlere sahiptir. Edgecomb' un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sormasıyla aralarında diyolog başlar. Edgecomb, artık hiç beklenmedik yerlerde mucizelerin olabileceğine inanmaktadır.

Mini Yorum: Yeşil yol.. idam mahkumlarının son bir yolculuk diye nitelendirdiği işte o; hapishane yolu!

Her insan, çocukluğunda masum ve gühahsız değil miydi? En güzel günlerini korkusuzca, hiçbir şeyin sonucunu düşünmeden, belki de özgürce... yaşamadı mı? Elbette herkes, yaşamıştır çocukluğunu; iyi ya da kötü. Yaşanmış olan her neyse, bizimle beraber geleceğemize gelir; ta ki bugüne. Peki, şimdi nasıl biriyiz, iyi biri mi? İyi bir insan olduğumuzu kim söyleyebilir kii… Karar verildikten sonra geriye söylenecek hangi kelimeler kalırr! ? Evet, son bir yolculuk..

Birini yargılamak, onu suçlamak kolaydır. Bir başkasının düşüncelerini umursamadan onu kendimizce yok etmek, dahası onu içimizde öldürmek en kolayıdır. Hani bir olay olur ve derler ki; “biz gerçeği gördük. Kendi gözümüze mi inanalım yoksa sana mı?” İşte bunu söylemek ne kadar da yanlış.. Asıl önemli olan; görüneni değil, görünenin dışında bilinmeyini görebilmektir. Mesela insanlara kendimize inandırmak zordur. Çünkü insanlar her daim kendi bildiklerini savunurlar, kendi görüşlerini söylerler. Açıkcası kimsenin umurunda olmayan, içi boş görüşlere, ayıracak zamanları bile yoktur. Varsa yoksa, kendi düşünceleri ve yapmak istedikleri ne varsa.. Peki ya gerçekler, onlara gerçekleri gösterebilirseniz ya da suçsuz olduğunuzu kanıtlayabilirseniz eğer; sizi serbest bırakırlar mı dersiniz? Hakkınızda çıkan yasa bir anda değişip, sizi yine özgür kılar mı dersiniz? Peki siz buna gerçekten inanıyor musunuz? Ne yazık ki, artık inanmaya ve hayal kurmaya vakitleri bile yoktu..

İşte o ölüm yavaş yavaş yaklaşıyordu, acımasız bir zamandı doğrusu. Yalnızca birkaç dakika sürecekti; beyinlerinden, ayak parmaklarına kadar uzanan bir elektrik akımı.. Bu ne acımasızlıktır ki, ölümlerini izlemeye gelen bir grup insan! Yüksek sesle söyledikleri tek bir söz; “o ölmeyi çoktan hak etmişti, o bir katil, o çok kötü ve o suçlu! İşte bu yüzden ölmeyi hak ediyor, ölmeli!” Peki ya, gerçekten hiç bir suçu yoksa, elektrikli bir sandalyeye bağlanıp ölmeyi hak ediyor muydu? Hayır tabi ki! Ama şimdi gerçeklerin ne önemi var ki.. Domino taşı gibi yıkılmaya mahkum, önemsiz olan gerçekler!

John Coffey; işlediği bir suç yüzünden idam edilmeye mahkum edilmiş biri! Olağanüstü güçlere sahip, insanlara yardım etmek için çırpınan ve o kocaman bedenine karşı; çok daha büyük, yumuşak ve sevgiyle dolu bir kalbi olan bir dev.. Nasıl olur da, böyle biri katil olabilir, kötülük yapabilirdi? Ama olaya biraz dışardan bakarsanız, bu adam tam bir katil! Diyebilirsiniz.. Peki ya onun içinden bakmaya çalışırsanız; aynsını söyleyebilir misiniz? Hayır söyleyemezsiniz. Çünkü John Coffey, bunu söylettirmiyor. O bir katil değil, fakat yanlış anlaşılma sonucu idama çarptrılmış biri.

Gerçekleri görmek gerekir, onlara inanmak… Geç kalınmış olsa bile! Aslında ne biliyor musunuz? Suçsuz insanlara inanmadığımız için onları kaybediyoruz.. Evet kaybediyoruz! Filmi izlerken bir yandan, nasıl bu kadar acımasız olabiliyor bu insanlar diye düşündüm, bir yandan da önyargıların aldatmaca, bir çeşit kandırmaca olduğunu gördüm. Kısacası, kime inandığımızın farkında olmamız gerekiyor. Birilerine inanırken, gerçekleri göremeyecek kadar kör olmamak ve her ne olursa olsun bir kerede onların yerinden dışarıya bakmamız gerekiyor..

İşte filmde tam da bundan bahsediliyor! Artık daha fazla söze gerek kalmadığını düşünüyorum ve hepinize iyi seyirler diliyorum..

Kişisel Puanım: 10/9.5 


2.Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü (The Lord of the Rings: The Return of the King) 

Filmin Özeti: Aragorn, kendi ırkının çağrısına cevap vererek, Orta Dünya’nın bütün kaderi onun elindeyken doğumuyla birlikte ona verilen gücünü kullanabilecek midir? Karanlığın bütün güçleri son savaş için bir araya gelirken Gandalf, Gondor’un yaralı ordusunu toparlamak için hazırlıklara başlar. Gandalf’a gereken destek Rohan Kralı Theoden’den gelir. Thoden, tarihin bu en büyük savaşı için tüm savaşçılarını seferber eder. İçlerinde saklanan Eowyn ve Merry ile birlikte insanlar, tüm cesaretlerine ve ırklarına olan sonsuz bağlılıklarına rağmen Gondor’u kuşatan düşmanların karşısında güçsüzdür. Çok büyük kayıplar vereceklerini bilseler de insanlar Sauron’un dikkatini başka yöne çekerek Yüzük Taşıyıcısı’nın yolculuğunu tamamlamasını sağlamak için hayatlarının en zor savaşında birbirlerine kenetlenirler.

Mini Yorum: Bu güne kadar bu filmi 10 defadan fazla izlemişimdir ama hala eleştirilecek bir yan bulamıyorum. Sadece hayranlığımı dile getirebilirim eğer cümleler boğazımda kilitlenip kalmazsa :) Ben en iyisi yazımı da noktalarken, sizinde izninizle en sevdiğim replikleri yazayım ve izleme kısmını da sizlere bırakayım..

- - - Dünya değişiyor... Bunu suda hissediyorum, toprakta hissediyorum... Kokusunu alıyorum. Eskilerden pek bir şey kalmadı zira hatırlayanlardan yaşayan yok artık... (Galadriel)

- - - Sen sus.Çatallı dilini dişlerinin ardında tut. Bir uşakla ağız dalaşı yapmak için geçmedim ateş ve ölümden. (Gandalf, Grima'ya)

- - - - Uyanın, uyanın Théoden'in süvarileri! Mızraklar savrulacak, kalkan parçalanacak; savaş günü, kan günü... Güneş doğmadan . ÖLÜMMMMM

- - - - Yaşayan pek çok kişi ölümü hakeder. Ölülerden bazıları da yaşamı. Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma.. (Gandalf)

- - - İçinizden en az yarısını arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum ve yarınızdan azını hakettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum. (Bilbo Baggins)

- - - Gölgeler kadar yumuşak ve hızlı olmalıyız.(Gollum)

- - -- Onlara asla merhamet etmeyin, çünkü onlar da size etmeyecek!(Aragorn)

- - - - Duyulmamış bir şey...  Elf yeraltına girecek de, cüce buna cesaret edemeyecek ha?! ... Görmek nasip olmasın.. (Gimli)

- - - - Gondorlular Rohanlılar kardeşlerim gözlerinizin içinde kalbimde yeşermesine izin vermediğim korkuyu görüyorum. Gün gelir insanlar cesaretlerini yitirebilir. Dostlarına sırt çevirebilir ve tüm kardeşlik bağlarını koparabilir. Ama bugün o gün değil düşmanın zaferi ve harap olmuş siperler bekler insan çağının çöküşünü ama o gün bugün değil. Bugün savaşacağız. Bu dünyadaki tüm sevdikleriniz adına sizlere kalmanızı emrediyorum batının halkı. (Aragorn Kara kapılar önündeki konuşması)

- - - Ölüm riski yüksek,başarı şansı çok zayıf,neden bekliyoruz ki? .. (Gimli)

Kişisel Puanım: 10/9.5 


1. Başlangıç (Inception) 

Filmin Özeti: Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği herşeye malolmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır. Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları, onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.

Mini Yorum: 2010 senesinin kuşkusuz en iyi filmi diyebilirim bu filme. Hatta hayatımda gördüğüm en sağlam filmlerden biri. Kesinlikle ve kesinlikle bu sırada 1.'liği sonuna kadar hakkediyor. Belki bir çok tepki gelecektir bana ama bu kararımın arkasındayım. Özellikle çok özgün bir senaryoya sahip. Sadece özgünlüğü yakalamakla kalmayıp inanılmaz bir derinlik oluşturma başarısını da gösteriyor. Ayrıca seyirciyi saksıyı kullanmaya da itiyor film bu derinliği anlatırken. Christopher Nolan günümüzde CGI teknolojisini minimumda tutarak ta harika efektler yapılabileceğini gösteriyor. Yönetmen fazla yapaylıktan hoşlanmıyor ve bu yüzden CGI kullanma taraftarı değil. Bence sonuna kadar haklı da. Film rüya içinde rüyaya hatta rüyalara yoluculuk yaparken, her üst katmanda paralel olarak filmin derinliği de artıyor. Yıldız oyuncu kadrosuna sırtını da dayamıyor aynı zamanda. Modern zamanların bu başyapıtını mutlaka izleyin. (Hatta birkaç defa)







Kaynak - www.tipiadam.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder